Geçen ay Anadolu'da küçük bir ilçede, çarşının ortasındaki dar bir kitapçıya girdim. Rafları tavana kadar uzanan, köşesinde iki sandalye ve demlikte çay bulunan bir dükkândı. Sahibi, kırk yıldır aynı yerde olduğunu, ilçenin üç kuşak okurunu tanıdığını anlattı. İçeride geçirdiğim bir saat, son zamanlarda yaşadığım en güzel edebiyat sohbetlerinden biriydi.
Bu tür kitapçılar, çevrim içi satışın ve büyük zincirlerin yaygınlaştığı bir dönemde ayakta kalmaya çalışıyor. Kira, kargo ve kâğıt maliyetleri arttıkça kâr marjları daralıyor. Buna rağmen pek çoğu, okur önerileri, imza günleri ve küçük okuma gruplarıyla kentin kültürel nabzını tutmaya devam ediyor.
Kitapçı bir kamusal alandır
Bir kitapçı, aradığınız kitabı bulmanın ötesinde, aramadığınız bir kitapla karşılaşmanın da yeridir. Kitapçının önerisiyle tanıştığım yazarların sayısını hatırlamıyorum bile. Algoritmaların bize benzer olanı önerdiği bir çağda, bir insanın deneyimiyle yapılan öneri giderek daha değerli hale geliyor. Kitapçı, okurla kitap arasında güvenilir bir köprü kurar.
Yerel yönetimlerin, kütüphanelerin ve okulların bu küçük dükkânlarla iş birliği yapması, onların yaşatılmasına katkı sağlayabilir. Okul kütüphaneleri için yapılan alımlar, yerel yazar buluşmaları, kent festivallerinde ayrılan stantlar ilk akla gelen örnekler. Okurların da küçük bir çaba göstermesi, örneğin kitaplarını sipariş vermeden önce mahalledeki kitapçıya sormaları, bu dükkânların yaşamasına sanıldığından çok daha fazla katkı sunar.
Bir sonraki kitabınızı alırken, mahallenizdeki o küçük dükkânı hatırlamanızı dilerim. Belki aradığınızı hemen bulamazsınız, ama karşınıza beklemediğiniz bir hazine çıkabilir. Belki de kitapçıyla yapacağınız kısa bir sohbet, size yıllarca eşlik edecek bir yazarın kapısını aralar. Kentlerimizin kültürel zenginliği, biraz da bu küçük dükkânların ışığının yanmaya devam etmesine bağlı.
Yorumlar 0
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.