Geçen hafta sonu evdeki “her şey çekmecesi”ni boşaltmaya karar verdim. İçinden üç eski telefon, artık hiçbir cihaza uymayan yedi şarj kablosu, iki kulaklık ve hangi döneme ait olduğunu hatırlamadığım bir dizi adaptör çıktı. Masanın üzerine dizdiğimde, son on beş yılın teknoloji tarihini küçük bir müze gibi seyrettim. Ve hepsinin aslında hâlâ değerli malzemeler taşıdığını düşündüm.

Elektronik cihazların içinde yeniden kullanılabilecek metaller ve parçalar bulunuyor. Ancak bu cihazlar çekmecelerde unutulduğunda ya da sıradan çöple birlikte atıldığında, hem bu değer kayboluyor hem de doğru işlenmeyen atıklar çevreye zarar verebiliyor. Pek çok belediyenin ve alışveriş merkezinin elektronik atık toplama kutuları var, ama çoğumuz bunları kullanmayı ertelemeyi seçiyoruz.

Onarım kültürü yeniden doğabilir mi?

Atık sorununun bir de öncesi var. Cihazların daha uzun ömürlü tasarlanması, yedek parçaya ulaşmanın kolaylaşması ve onarımın yeniden sıradan bir seçenek haline gelmesi, çekmecelerdeki yığının büyümesini yavaşlatabilir. Bazı kentlerde gönüllülerin düzenlediği onarım kafeleri, bozulan bir cihazın hemen çöpe gitmesi gerekmediğini hatırlatıyor. Bu küçük girişimler, büyük bir alışkanlık değişiminin tohumlarını taşıyor.

Çekmecemdeki eski telefonlardan birini onarım kafesine götürdüm; ekranı değiştirildi ve şimdi evde müzik çalar olarak kullanılıyor. Diğerlerini kişisel verilerini sildikten sonra toplama kutusuna bıraktım. Bir kablo ise hâlâ çekmecede duruyor; hangi cihaza ait olduğunu bulmaya kararlıyım. Belki de hepimizin yapması gereken, yılda bir kez o çekmeceyi açıp kendimize dürüstçe bakmak.